Archive for the ‘Konuşma Defteri’ Category

      Biraz uzaktan -mesafenin telkin edeceği salimlikle- bakıldığında her aklı başında insanın görebileceği şey o değil mi? Siyasi/ ideolojik kamusu -yaklaşık iki yüz yıldır- kabak gibi ortadan (tam ortadan değilse de) yarılmış, o minvalde iki yakası bir araya gelememiş/ gelemeyen bir coğrafya burası: Bir yanda, harcıâlem tabiriyle ‘Batıcı/ modernleşmeci’, giderek Kemalist seküler/ laik(çi); […]


        Bir ruhsal tedavi yordamı olarak psikanalize ‘yaratıcı duyarlıkla’ bakanlar, benliğin sağaltımı ve yeniden kuruluşunda, sorunun olduğu kadar, yenileyici ve zenginleştirici olanın da ‘çatışma’dan kaynaklandığını görürler (hayatın kendisinde de olduğu üzere). Çatışma, yardım alma talebindeki kişinin ‘yakınma’ olarak dile getirdiği, bizimse, ‘belirti/ semptom’ diye adlandırdığımız şeyin ardında yatan, bilinçdışı nitelikli ‘dinamik’ bir […]


        ‘Ero(poli)tika’dan bu yana ‘şiddet’ olgusu ya da gerçekliği üzerine söz alanlara yer veriyordum. Bu kez de bir başka örnek, Hans-Helmuth Gander’le de yarenliğimizi sağlamış olan, ‘Hannah Arendt’i yüzüncü doğum yılında anma’ toplantıları vesilesiyle ‘Defter’e katılıyor: Sanem Yazıcıoğlu ve ‘Anlam Yitimi Olarak Şiddet’.   Yazıcıoğlu, şunun altını çiziyor: Totalitarizmin Kökenleri ve İnsanlık […]


    23 Eylül 2009 tarihli Taraf gazetesinde (‘AKP, Kürtler ve Empati Üzerine’ başlığı ile) yayımlanmıştır.         AKP Hükümeti 2002’de iktidara geldi. AB’ye adaylık sürecinde alışılmadık bir dil kullandı, demokratikleşme doğrultusunda bazı değişim/ düzeltim taleplerinin sahiplenicisi oldu. Evet, AKP, Cumhuriyet’in ‘kurucu ideolojisi’ ile ittifak hâlinde semiregelmiş, emek karşıtı, asker ve gerektiğinde darbe […]


      Aşağıdaki yazışma, eposta marifetiyle, Radikal İKİ ile aramda gerçekleşmiştir. Ben, yaşadığım birçok örnek çerçevesinde, dergi-gazete ‘yazı değerlendiricilerinin’ dışarıdan katkıda bulunma çabasındaki yazara/aydına pek özenli ve saygılı olmadıklarını, kendisine katkı sunmaktaki gayreti, daha ziyade, yazarın orada ‘görünmek’ arzusu olarak yorumlar gibi olduklarını, eşitlikçi bir işbirliği değil, hiyerarşik bir yerden konuşma hevesi taşıdıklarını gözlemledim. Doğrusu, […]



      Mihail Bahtin’e ne zaman selam verseniz, ‘çokseslilik’ten ya da seslerin çoğulluğundan doğru borçlu çıkarsınız. Benzetmek gerekirse, onun çoksesliliği, ‘yurttan sesler korosu’nun çubuklu adam marifetiyle dile geldiği (her iki anlamda) yüksek perdeden ve hep bir ağızdan üfürme hâli değil, mazur görünüz, âdeta, meyhane pişkinliği ile her türden ses eşiğinde cenkle çığırma hoşluğudur. Meyhane ortamının […]