Hakkımda

Sergei Bobylev

 

 

25 Ağustos 2009/ Blog henüz düzenlenme aşamasında. Kitaplarımı Word dosyalarından WordPress ortamına aktarırken şimdilik aşamadığım bir sorun oldu -uygunsuz değişmelere müdahale edemedim ve daha ilk kitap aktarım denememde süreç ketlendi. Ben de şimdilik önsözlerini vermekle yetindim. Bakalım. Tabii, söz konusu Word kitap dosyalarının, kitaplaşma sürecinin katkılarını içermediğini ve dolayısıyla bloğa aktarılmaları durumunda da o eksiklikleri ile yer alacaklarını belirtmek isterim (şu hâli ile bloğu izleyenlere grafikten baktığımda, daha ziyade, kendi kendime mırıldanmakta olduğumu da hissetmiyor değilim -‘eh, sevgili okur, biz buradayız, sen neredesin’ bakalım, göreceğiz! Ne diyeceğim; ‘Gezi’ yazılarımı eklesem, güne ilişkin ‘İzlenimler/ Çağrışımlar’ımdan söz etsem hoşuna gider mi? -bari onu söylesen)…

26 Ağustos 2009/ Hemen belirtmek isterim: ‘Açılış Sayfası’ndaki Ethica isimli resim, Hollandalı sanatçı Shoshannah Brombacher‘in bir eseridir. Resmini, Spinoza ve Psikanaliz ve Hayat başlıklı kitabımın kapağında kullanılmak üzere -Spinozacı bir cömertlik ve sevinçle- paylaştığı için bir kez daha şükranlarımı sunuyorum.

27 Ağustos 2009/  Evet… sevgili muhtemel, muhterem okur/yazar, aşağıdaki, ‘Hakkımda’ başlığı altında gelişen yazışmalar beni bir Konuşma Defteri açmaya yönlendirdi. Beklerim.

28 Ağustos 2009/ Birey Sorunsalı / ‘Psikanaliz ve Eleştirel Bir Bakışla Marksizm’ başlıklı kitabımın pdf örneğini tıklayabiliyorsun sevgili okur.

29 Ağustos 2009/ Kendi hakkımda ne diyebilirim ki? Henüz ‘on dört’lerine özel anlam yüklenmeyen şubatlardan bir şubat ayında, 14 Şubat 1957’de, Karaköse’de (Ağrı’nın ‘içinden’im yani) dünyaya gelmişim (‘dünyaya gelmek’, ‘dünyadan göçmek’ -ne hoş tabirler). Babamın kütüğüne (Beşiktaş/ Kuruçeşme) kuyruğum kestirildikten sonra kaydımın düşüldüğünü babamdan duymuştum ilk. ‘Kürt Açılımı’ (aşınımı?) sürecinde ‘kuyruk’ hikâyesini yeniden hatırladım. Babamın ‘asker’ olduğunu hiç unutmamıştım zaten. Kuyruğumu kestirten babam, kuyruğumu kestirten ‘asker’ babam… ödipal karmaşamın nasıl bir kamaşma gösterdiğini, hal ve hallini tahmin etmişsinizdir.

-miş’li geçmiş zamanları -di’li geçmişlere doğru tükete tükete geldiğim Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ni 1980’de bitirdim. Askerle çatışmam askerlikte de zuhur etti. Yedek subay tabipliğim, -alay içi sürgünle- karargâhta değil, sıhhiye takım komutanı olarak arazide geçti. Üstüne bir miktar da pratisyen hekimlik yaptıktan sonra, 1985’te psikiyatri kliniğine aldılar beni (İstanbul Tıp Fakültesi). Ruh sağlığı ile ilgili bambaşka bir yaşantının olduğunu, rahmetli Prof. Dr. Abdülkadir Özbek’in psikodrama çalışmalarında tecrübe ettim. Talih yüzüme bir kez daha güldüğünde Prof. Dr. Ulviye Etaner vardı karşımda. 1989-96 yılları arasında sedirine (‘couch’) uzandım. O arada, Sigmund Freud’un metinlerini arkadaşlarla Standard Edition’lardan sökmeye çalıştık. Psikoterapi eğitim vakfı da kurduk, dersler de verdik, Psikanalitik Kurama Giriş (1997) diye bir kitap da yayımladık, lakin, içimizdeki aykırı sesleri başka bir yatağa akıtamadık. ‘Dur bakalım neler de oluyormuş buralarda,’ nazarlarıyla IPAcılar (‘International Psychoanalytic Association’) düştü o sıra bizim oraya. Haftada iki ile yaşadığımız analiz sürecini yetersiz buldular (tavır bence ‘oryantalist’ dertlenmelerle ilgiliydi), takviye analizi isteriz dediler. Takviye kaldıracak yaş ve heveste değildik. Evli evine, köylü köyüne eşiğine dayandık. Analitik ilkelere bağlılıkla psikoterapi ve analiz yapmaya gayret ettim kendi köyümde -ediyorum da. Ötesi, ‘psikanalitik duyarlıklı bakış’ diye adlandırdığım bir bakışla -bloğumda da yer verdiğim- metinleri yazmak oldu.

Şimdi, böyle bir beni -hakkında söz aldığım kendimi-, yapıp ettiklerim ve gündelik beşeri duyarlıklarımla birlikte âleme tutmak istiyorum. Âlem, bari, ‘Âlem buysa…’ dedirtmeye.

30 Ağustos 2009/ Kişilerin ve kurumların ‘Zafer Bayramı’ münasebetiyle kendi haklarında söz almayı fırsat bildiği, bayrakların boy boy -mümkünse boydan boya- uzandığı şu şanlı günde mi söz alaydım ‘kendi hakkımda’ yoksa?

31 Ağustos 2009/ Nihayetinde; sanal âleme yazılmamda, yazdıklarımı sanal âleme taşımamda yardımını esirgemeyen Tekin (Tatar) kardeşime de şükranlarımı sunuyorum. “Yap, iyi olur,” diye ısrar eden Halil (Doğru) kardeşime de.

3 Eylül 2009/ Sevgili kardeşim Tanju Duru‘yu hatırladım ve ardından yazdıklarımı ‘Konuşma Defteri’nde paylaşmak istedim -evet, geçip gidiyor tren…

9 Eylül 2009/ Kitaplarım kategorisinde yer alan tüm kitaplarımın pdf dosyalarına her kitap başlığının altındaki ilgili yeri tıklayarak ulaşabilirsiniz.

10 Eylül 2009/ Sevgili Berna, Hans’la muhabbetimize dair (‘Konuşma Defteri’ başlığı altında) sorular sormakta -haber vereyim dedim.

13 Eylül 2009/ ‘Açılış’ ya da ‘Hakkımda’ sayfasında adı ile görünüp duygu ve düşüncelerini dile getiren sevgili dostlarım ve herhangi bir iz bırakmasalar da bloğun kendi işleyişi içinde -istatistiki bir veri olarak ve dikkate değer sayıdaki- ziyaretlerinden haberdar olduğum sevgili muhayyel okur dostlar; geldiğimiz şu noktaya dek, çeşitli vesilelerle (‘Açılış’ sayfası ve ‘Hakkımda’ başlığı altında yazdıklarımla, bazı soru ve değinilere verdiğim yanıtlarla ya da ‘Konuşma Defteri’nde açmaya çalıştığım konu başlıkları ile), bloglaşma sürecinin, katılımcıları ile birlikte kendi kendini kuran ve geliştiren bir yapılanmanın örneği olmasına özendim. Evet; bu işe kalkışmamın temel nedeni, o vakte dek ürettiğim metinlere internet ölçeğinde görünürlük ve erişilebilirlik olanağı -yani, kamusal bir kimlik- kazandırmaktı. Hemen peşinden gelen niyet ise, söz konusu bloğun, az önce sözünü ettiğim kendini özgürce kuran bir paylaşım ortamına dönüşmesi idi. Şu geldiğimiz noktada, bu ikinci niyetin hayata geçme şansının pek olmadığını anlıyorum. Tek kişinin üretmesine, söz almasına, ötekilerinse seyirci kalmasına (bir dostuma ifade ettiğim üzere, bloğun bir ‘müze’ gezer gibi ziyaret edilmesine) dair yatkınlık örneğimizde de ağır basıyor (‘memleketin hâli gibi hâlimiz’ yani). Halbuki, biliyoruz (Spinoza’dan Deleuze’e, giderek gelişen bir bilgi dahilinde de bilinmekte), politik/siyasi pratik duruş, varoluş, yalnızca geleneksel ve büyük yapılanmalar içinde üretilen ya da onlara havale edeceğimiz türde şeyler değil. Hayatın her alanını özerk bir varoluş ve direniş alanına dönüştürmeye özenli birer politik ‘özne’ olmaklığımız icap ediyor. Sonuç olarak, ben, tüm kitaplarım ve yazdıklarımla huzurunuzda açıkça söz aldım ve sizi de söz almaya davet ettim. Davete icabet de dahil, ötesi, mürüvvetinize kalmış efendim.

28 Eylül 2009/ Sevgili Selçuk’un (Özdoğan), ‘Çocuğa Kıyanın…’ başlıklı yazı altında, ‘Konuşma Defteri’nde vurguladığı ve tartışmaya açtığı şeyler var. Mesela, Berna, Bremen’den (farklı bir coğrafya, toplumsal-tarihsel yapı içinden) nasıl bakar bu ’empati’ işlerine? Hem orada Türk azınlık içinde bir Kürt olarak, hem de oradan buraya bakan Türkiyeli bir Kürt olarak? Ayrıca, ulemadan Kuran (Okay) abimiz, Hırvatistan gezisini tamamladıysa muhterem, ne derler bu işler hakkında? Halilcan’a da sorulmuş bir soru vardı ama (çocuklar, TMK… hukuk felsefesi) bayram tatili Ege’de bitmek bilmiyor galiba…

1 Ekim 2009/ “gel[e]mesen de/ yalnızca beklesen de/ aklım hep sende, sende, hep sende” canım kardeşim… ölüm yıldönümünde de, özlemimle, sevgili Tanju.

3 Ekim 2009/ Az da olsa, şimdiye dek çalışmalarıma ilişkin değerlendirmeler aldım. Mesela, sayın Mehmet Rifat’ın başını çektiği, Bizim Eleştirmenlerimiz (İş Bankası Y., 2008) isimli çalışmada, ‘denemeci psikanalitik edebiyat eleştirisi’ kapsamında bana da yer verilmiş olmasından sevinç duymuştum (ama beni ele alan sayın Oğuz Cebeci’nin kaynakçasında yalnızca bir kitabımı [Boşluğa Açılan Kapı] ve birkaç dergi yazımı anmış olmasını da, doğrusu, ciddi bir eksiklik olarak hissetmiştim). Neyse, işte o ahval içinde, bazı beklenmedik ilgiler, insana, uygunsuz bir rehavet içinde olduğunu hatırlatıyor ve âdeta, sorumluluk duygusunu tazelemeye davet ediyor. Sayın Muhammed Aydın’ın, Spinoza ve Psikanaliz ve Hayat kitabım için Ekim 2009 tarihli Varlık‘ta yaptığı değerlendirme de mutlulukla karışık öyle bir duygu yarattı bende. İlgisine ve takdirine teşekkür etmek isterim.

7 Ekim 2009/ Bir haftalık Saraybosna, Mostar, Dubrovnik gezisine çıkıyorum. Şimdiden, herkesin (blog’a) katılım ve katkısı için teşekkür ediyorum.

 

 

11 Haziran 2010/ Yandaki tarihi sallıyorum -sonra, aradan girdim (‘Dünya Kupası’na hürmeten). İki gelişmeyi kaydetmem gerekli: Birincisi, BDP’ye (Barış ve Demokrasi Partisi’ne) üye oldum -niyetimi, yaklaşımımı, ‘Barış ve Demokrasi İçin BDP’ye üyelik (‘Kitaplaşmamış Yazılarım/Felsefe-Siyaset’) yazımda okuyabilirsiniz (18 Ocak 2010). Çağrıma pek yanıt alamadığım ortada. E, o vasatta ve kendi tabiatından da mülhem, BDP de bekleneni oluşturamadı -sivil siyasi Kürt hareketi erginlik/başatlık kazanamadı… Bir diğer gelişme ise, PEN’e üye kabul edilişim. Doğrusu, öncesinde aklıma gelmemişti, bir ân, ‘Ana uğraşlarımdan biri yazmak değil mi, yazıp ürettiklerim ortada değil mi, öyleyse, ben niye bir yazarlar birliğinin üyesi değilim?’ sorusu ile geldi. Türkiye PEN Başkanı sayın İnci Aral’ın ve PEN’in kendisinin hoş kabulü sevindirici oldu benim için. Tabii, bu, aradan girdiğim 17 Temmuz tarihine kadar, çok şey okudum, çok  şeyi okuyamadım, çokça asap bozukluğuna maruz kaldım, sevinçler yaşadığım da oldu, çok yer gezdim, yeni dostluklar edindim (ah, en müstesna olanlarından biri de sevgili Orhan Miroğlu ile olanıdır)… -ama bunlar burada paylaşılabilir deneyimlere dönüşmedi.

15 Temmuz 2010/ Arada, kendim de giriyorum ‘haluksunat.com’a. Bazen, ürettiğim metinleri eklemek, bazen de ne olup bittiğine bakmak için. ‘Blog’a ilişkin olumlu duygu ve düşüncelerini ileten bir-iki kişi oldu, onları ekledim. Tabii, asıl beklentim, ‘Konuşma Defteri’ne katılım idi, o hiç gerçekleşmedi. Ortadan konuşmaya herkes pek meraklı ama bir şeylere yaslanıp eldekine bir şeyler ekleyerek sürece katkıda bulunma sorumluluğu deyince, o bize göre değil, anladığım. ‘Blog’a son girişimde, ne hikmetse, 4 Temmuz 2010’da 95 kişinin ziyaretçim olduğunu gördüm -‘phantom’ tarzı tabii. Bari, gelip geçen için söyleyeyim (Bahtin’den doğru): “Söz için (ve dolayısıyla, bir insan için) yanıt yokluğundan daha korkunç hiçbir şey yoktur”.

 

 

12 Haziran 2015/ Epeyce bir zaman sonra böyle bir notu düşüyorum. Bundan tam beş yıl önce, hem BDP’ye üye oluşumu, hem de, ‘Orhan Miroğlu’ ile tanışmamızı sevinçli bir gelişme olarak aktarmış(t)ım. Geçen beş yılın, Miroğlu’nun şahsında, benim için ne denli büyük bir hayal kırıklığı olarak yansıdığını; şahsı değil de, içinden geldiği dünya -ve evrensel demokratik değerler- adına yansıyanın ne denli yaralayıcı olduğunu, herhalde bu blogu takip eden/yoklayan okur takdir edecektir.

 

 

28 Aralık 2015/ Arada gözüme ilişiyordu bir vakit dostlarımın ‘Açılış’ ve ‘Hakkımda’ sayfalarına yazdıkları. Sonra, giderek, kimse uğramaz oldu ve o yazılanlar da, orada, ilk günlerin sevinç ve duyarlıkları ile solayazdı. Doğrudan blog’un içine yol almada, mahrem duygu yükleri ile de, tuttukları yer ile de ketleyici idiler -çıkardım ve kendime sakladım.

Reklamlar

6 Responses to “Hakkımda”

  1. Gecikmiş bir tanışma diyeyim… Erdoğan Özmen sayesinde… bu sayfaya da yazmayı sürdürün derim… biraz daha sık. kolay gelsin.

    • 2 haluksunat

      İlginiz için teşekkür ederim, Asuman Hanım. Erdoğan’a da selamlar. O arada; ‘bu sayfa’ derken, ‘Hakkımda’ sayfasını mı, yoksa, blog’un kendisini mi kastettiğinizi ayrıştıramadım -blog’un kendisini diye alıyorum. Şöyle: Ben blog’u, -câri tutuma biraz aykırı olmalı- kesintisizce benden ses veren değil de, çok ihtiyaç duyduğumda ve o ihtiyacın -görece- özgün bir ifade kazanacağını var saydığımda yazdıklarımı zaptettiğim bir yer olarak değerlendiriyorum. Zaptetmek değim de, zamanın yok sayıcı etkisine karşı kısmi bir tavır alış (büyük laflar gibi oldu ya -neyse). Ha bir de şu var; öyle bir iklimde yaşıyoruz ki, hani, neyin yazması; çığlık atmaktan, üstünü başını çırmalamadan gayri çaresiz kalındığını hissettiren, sen o hislerde iken kahir ekseriyetin her şeyin cahili ve duyarsızı kalmaya ahdettiği memleket (ve dünya) ahvalinde. Böyle… Selamlar, sevgiler.

  2. 3 hasan efe

    kaleminize sağlık, yazılarınızla daha yeni tanıştım, çok güzel anlatılar gerçekten

    • 4 haluksunat

      Çok memnun oldum. Hakikatli ve iltifatkâr okur zor bulunur; çok teşekkür ederim.

  3. 5 Işıl

    Merhaba, bu gece bana fazlasıyla ufuk açıcı bir sohbetin tadını hatırlatan Varlık’taki yazınız için teşekkür etmek istedim. Sadece bir yazıyla kopukları ve kopanları bir araya getirmekteki maharetiniz; kırılmalardan, yetimliklerden ve mahrumiyetlerden yeni imkânlar yaratma çağrınız; kırılganlıkların tahvil edildiği o yaratıcı zanaatın -ısrarla unutturulmaya çalışılan- değerini hatırlattığınız için çok teşekkürler. Yeni bir-aradalıkların, bazen bu taş yağmuru altından, yalnızlıklarımızı kaçırmakla da kurulabileceğini gösterdiğiniz için sağolun. Işık oldu.

    • 6 haluksunat

      Sağ olun Işıl Hanım; siz de benim içimi ısıttınız.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s