İnanç, Demokrasi ve Özgürlükler Mücadelesi

21Şub11

 

Hilâl Kaplan, köşesinde, ‘Kürt Sorunu’nda Çözümü Konuşmak’ başlıklı toplantıya katılanların ağırlıklı olarak Müslüman kesimi temsil eden sivil toplum kuruluşlarından olduğunu anarken şu tespitini de aktarıyordu: “Müslümanları milliyetçilik hastalığından kurtarabilecek en etkili şifa kaynağı olan İslam’a referans vermekten -Müslüman temsili olan sivil toplum kuruluşları ve yazarlar başta olmak üzere- herkesin itinayla kaçması” bu kesimin en temel yakınısıdır.

Katılanların çoğunluğunu oluşturan Müslüman temsil hüviyetli çevrenin, sorunun kalkış noktasındaki ‘millet’ unsuruna -en azından- ‘milliyetçilik’ ölçeğinde mesafeli olduğu açık. Ancak, ‘hastalık’ olarak da tanılanan milliyetçiliğin şifa kaynağının İslam’da olduğunu bildikleri halde, söz konusu Müslüman çevrenin, anılan şifa kaynaklarına gönderme yapmaktan ‘itina’ ile kaçınmaları da bir gerçek.

İlkin aydınlatılması gereken herhalde şu olmalı: Kendini bir başka soy/kimlik içinde tanımlamak isteyenleri ‘şiddetle’ tanımama ve bu reddediciliği ulusal egemenliğin ölçütü olarak dayatma tavrı karşısındaki (mağdur olanın, mağduriyeti üzerinden kimliksel tavır alışı anlamında) ‘tepkisel milliyetçilikler’, öncelikle, ‘hastalık’ düzleminde mi, yoksa, kuşatıcı zihniyetin pratik gayrımeşruluğu ile illiyeti bağlamında mı irdelenecektir? Kuşkusuz, ‘kendisi için istemediğini komşusuna da reva görmeyecek’ bir hayat kabulü ile mümin kişinin, bir kavmin ötekisi üzerindeki zulümkârlığını görmezden gelmesi beklenemez. Ancak, tam da, tarihsel mağduriyetin konuşulma noktasında, yaşananlarla yüzleşme/hesaplaşma ihtiyacına ve eşitlikçi bir yeniden yapılanmanın hukuksallığını inşa sürecine itibar etmek varken, önümüze, şifa niyetine, yoksa, ‘millet üstü ümmet’ ilacı mı sürülecektir?

Kürt sorununa ilişkin kendi inançsal kaynaklarına bağlı kalarak söz alamamanın (bir başka deyişle, ‘kendi olamama’nın) ‘hazin’ oluşuna da değinen Kaplan, “Müslümanlarda bile ‘efendi’nin diline eklemlenme telaşı”nın söz konusu olduğuna işaret etmekte. Öyleyse, örtük ‘millet-ümmet’ önermesinden öteye geçelim ve soralım: Kimdir, efendi? Evrensel demokrasi ve özgürlükler mücadelesinin dilini konuşan mı, yoksa, Cumhuriyet’in kurucu ideolojisinin dilini dayatan mı?  Orada da, ‘mahalli efendi’nin üstünden atlanılmaktadır sanki: “(…) toplumu ikna etmek için ne liberal-demokrat söylemler, ne de sol  jargon İslâm’ın tekabül ettiği etkiyi yaratabilecek güçte”.

Duraksayanlara denense şudur: “Dileyen kabul etmesin, ancak şu bir gerçek ki, toplumun diline nüfuz etmek babında, ‘din kardeşliği’ söylemi ‘halkların kardeşliği’ söyleminden [meseleyi ‘sosyalist sol’dan terennüm etmek niyetinde olanlara]; renklerimizin ve dillerimizin farklı olmasının Allah’ın âyetlerinden olduğunu (Rûm, 22) anlatan âyet ise, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 14. maddesinden [bu da, ‘liberal­­­­-demokrat’ telden çalmaya niyetleneceklere] üstündür”.

Şöyle anlamamda mahsur var mı: Kahir ekseriyeti Müslüman olan bir ülkede, ‘milliyetçilik’ illeti üzerinden yaşanan bir sorun olamaz, zira, yaratılmışların Yaratan karşısında birbirlerine kavmi üstünlük dayatmalarına İslami inanışın kendisi engeldir. Öyleyse, ‘halkların kardeşliği’ ya da ‘Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ türü kul icatlarına ihtiyaç niye? Din kardeşlerimizin kalbine ümmet aidiyetimizi hatırlatan bir pusula indirmek kâfi değil mi?

Doğrusu, bulunduğum yerden baktığımda, pusula gönderici kitap ehlinin dünya ölçeğindeki farklılıkları (ve çatışmaları) bir yana, mahalli düzeyde, gönderen-alan inanç ortaklığının dahi mahut hastalığı sağaltmadaki yetersizliğinin tarihsel/olgusal gerçekliği ortada. Dahası, Kürt sorunu özelinde, ‘hastalıklı’ milliyetçiliğin ilacı olamadığı gibi, reçete yazma özgürlüğünün -din kardeşliği vasatında dahi- ketlendiği de bir gerçek. Öyleyse, ‘asli olan’, hepimizi kuşatan demokrasi ve özgürlükler sorunu(muz) değil mi?

Kültürel uyuşmazlıkların ve dinsel çatışmaların belirleyici olduğu dünyamızda, evrensel etiği gözetici yolun, ‘akıl, estetik ve nesnel bilgi’den geçtiğini ileri süren sinir biyoloğu Jean-Pierre Changeux, Neden Nasıl Düşünürüz? adıyla kitaplaştırılan (Metis, 2009) tartışma metninde, filozof Paul Ricoeur tarafından şöyle yanıtlanmakta: “Umudum, dinler arasında belli bir karşılıklı tanımanın gerçekleşmesi, her birinin hakikate tek başına sahip olma iddiasından vazgeçerek hakikatin bir parçası olmayı umduğunu söylemesi ve bunu yapmakla kendi dışında da bir parça hakikat bulunduğunu teslim ederek aynı zamanda şu zor diyalektiği de kabul etmesi: ‘Asli olan’ başka dillerden de geçiyor ama ben o yolları bilmiyorum; başkalarının yolları onlar.” Ricoeur’ün, dinlerin birbirleri ile karşılaşmalarına değinirken din ile din dışı karşılaşmasına gönderme yaptığı da açıktır: “Dinlerin kendi aralarındaki ve din dışıyla aralarındaki ilişkiler konusunda bir dönüm noktasında bulunduğumuzu ve dinlerle din dışı arasında bir diyaloğun başlamak üzere olduğunu sanıyorum. Bizim ‘hoşgörü’ kelimesini kullanmamızı da bu durum belirliyor.”

Sorunumuza dönersek; Kürt meselesinde de olduğu üzere, tüm kimliksel seçim ve kabulleri içinde herkesin, ayrımsızca eşit ve özgür, eşitlik ve özgürlüklerin ‘anayasal’ güvenceye bağlanmış, güvencelerin vicdanlara içselleştirilmiş olmasıdır, ‘asli olan’. Evet; bir ‘hoşgörü’ meselesi ama şöyle: “[H]oşgörü birden çok eşikten geçer; birinci eşikte, engellenemeyene tahammül etmekten ibarettir. Fakat bu zorlama hoşgörüden, seçilmiş ve kabullenilmiş hoşgörüye geçmek gerekir. Benimkinden başka kanılar olduğunu (vurgu benim), asli olanla ilişkinin içinden anlarım”.

Bir başka deyişle, Dört Kitap başlıklı şiirinde, “okudum dört kitabı/ okundum dünya dilinde/ bütün dilleri unuttum/ dilim diline değince” diyen, sevgili şairimiz Ali Topuz’un dillendirdiğince, dilleri dillere değdirebilmek değilse, nedir, asıl mesele? ‘Deniz kitabını okuyabilmek, su dilinde, tuz dilinde ya da yosun, kabuk olabilmek, konuşabilmek balık dilinde’ ve buluşabilmek şairin çoksesliliğinde.

Reklamlar


No Responses Yet to “İnanç, Demokrasi ve Özgürlükler Mücadelesi”

  1. Yorum Yapın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: