Sosyalist Solun ‘Sahicilik ve İnandırıcılık’ Sorunu

26Ara09

 

Bu yazı, hayat olaylarına yabancı -lakin, ağzı kalabalık- bir sosyalist/sol tahayyüle yönelik yazılmıştı -birkaç ay önce. O vakitten bu yana, ‘Demokratik Açılım’ bağlamında AKP’nin tökezlemeleri var, yatağına sığmakta zorlanan bir Kürt özgürlük hareketi var, kapatılmış DTP/açılmış BDP var, bir de, şimdilik memlekette olup bitenin bir türlü içine girememiş bir müstakbel ‘yeni’ solumuz var: Allah encamımızı hay’reyleye!… 

 

 

 

 

 

 

“Kuşkusuz her devrimci hareket, adalet ve başkalarına şefkat duygusuyla dolu, çıkar kaygıları gütmeyen insanların önderliğinde gerçekleşmiştir.”

 Hannah Arendt.

 

Türkiye toplumunun, kendini ve siyasi tarihini alımlama ve yeniden yapılandırma sürecinde, yakın dönemin gelişmeleriyle tırmanılan o bıçak sırtı hat’ta, kitlesel desteği arkasına almış ‘sol/sosyalist’ harekete dair ihtiyacın yakıcılığını yadsımak mümkün mü? Kendisini bir yana koyalım; bir siyasi kültür olarak, adının, ‘inandırıcılık ve sahicilik’le anılmayışı, dikkate değer değil mi?

 

Türkiye ‘sosyalist sol’unun, halkın gözünde ‘sahicilik’ kazanamamasının, ‘tarihsel-toplumsal’, yani, ‘nesnel’ birçok nedeni olabilir. Evet; Cumhuriyet öncesi monarşik süreçteki mülkiyet ilişkileri ve sermaye birikimi koşulları, Batı’nın, ‘burjuva demokrasileri’ni ve giderek ‘emek-sermaye çatışması’ üzerinden ‘sol/sosyalist’ tasavvur ve siyasi mücadele pratiklerini hazırlayan koşullarından farklıdır. Ulusal kurtuluş mücadesinden dışlanmış, sonrasında, Batılı eşdeğerlileri gibi, İkinci Dünya Savaşı’nın ‘antifaşist direniş’ deneyimi içinde meşruiyet kazanma şansı da bulamamış bir soldur, Türkiye sosyalist solu. Cumhuriyet’le birlikte, ‘kurucu devlet ideolojisi’ne (mimarı, ‘askeri bürokrasi’ye) sırtını dayayarak var olmuş sermaye sınıfının ‘devletçi-milliyetçi’ muhafazkârlığı ve ‘devletinin milleti’ olma ağır tedrisatından (‘aile-okul-askeriye-her daim medyası ile’) geçmiş, emek-sermaye çatışması kaynaklı muhtemel sınıf algısını ‘soy-sop-din’ üst ideali içinde eritmiş, ‘milli birlik ve bütünlüğüne’ düşman ‘iç/dış’ şer güçler tehdit ve korkusu ile yatıp kalkmış bir işçi sınıfı ve emekçi katmanlar yığınsallığı olmuştur muhatabı.

Tamam; ‘kendilik algısı’nın tarihsel/nesnel zemini böyle kurulmuşken, söz konusu halkın gözünde, ‘sosyalist sol’ kabul ile sahicilik kazanmasının zorluğundan söz edilebilir. Bunlardan söz etmeyeceğim ama ben. Derdim; sosyalist solun sahicilik ve inandırıcılık kazanamamasının, hangi ‘öznel/tutumsal’ yaşantılardan kaynaklandığını irdelemeye çalışmak.

‘Ergenekon’ olgusu karşısında takınılan, ‘Yesinler birbirini’ tavrını kalkış noktası alalım yine: ‘Bütün bu olan biten ve niyetlenilen, nihayetinde, egemen çevrenin iki kesimi arasındaki bir iç hesaplaşmadır; emek eksenini tutan siyasetim açısından ilgilendirmez beni, yesinler birbirini’dir, veciz tespitin meali. Burada, ‘hipermarksist’ (gerçek olamayacak denli hiper) ya da ‘seçkinci sosyalist kişilik bozukluğu’ diye adlandırdığım, ‘öznel/tutumsal’ arızanın ağa babasını görmemek elde değil: ‘Ben, bütün bu aldatmacaların ötesinde, hayatın temel çelişkisinin nerede yattığını bilir (‘büyüklenmeci’ bilgiçlik hali) ve çatışma ânı ona delalet ettiğinde gelir hayata müdahale ederim (ayrıcalıklı, ‘toplum mühendisliği’ ehliyeti); ötesi beni ilgilendirmez, hayatın kenarına çekilir -yüzümde soylu tebessümüm- hamle sıramı beklerim.

Hadi, İPçileri, muarızlarını ipe çekme heveslisi Atatürkçü-orducu-milliyetçi ‘Türk Solu’nu ve yoldaşları yeni yetme TKP’yi ve dahi, Ergenekoncuların avukatı Dersimci nasyonal sosyalist CHP’yi, vs., külliyen bir yana koyduk. Peki; kendisini, temsili Ergenekon vak’asıyla da gösteren, hayatla sıcak temastan ve katılımcı ruhtan yoksun, giderek, ‘asosyal’, dahası, ‘antisosyal’ bir sol değil midir, sosyal/ist solumuz? Ya da; bu ülkenin hapisanelerinde yaşatılmış eşi benzeri görülmemiş zulümlere, Kürt özgürlük hareketine, faili meçhul cinayetlere, yakılan yıkılan köylere, dillerinden ve yerlerinden sürülen milyonların yaşadığı trajediye, bütün bunların arkasında duran devasa askeri bürokratik iradeye, cuntacı faşist geleneğe ve ‘kafesçi’ mahsullerine emniyetli bir ‘sınıfsal tahlil’ mesafesinden temaşa temrini ile yaklaşan bir sosyalist sol, kim için sahici, ne için ve ne kadar inandırıcı olacaktır?

Temel insan haklarından, en genel anlamında özgürlükler ve demokrasiden yana olabilecek, dahası, niyet o ise, arzulanan ‘radikal’ derinliğe kapı aralama mücadelesine de müsait her girişime, ‘Kim, hangi siyasi menfaati uyarınca yapıyor, muhafazakâr bir sermaye hareketi (hem sermaye, hem muhafazakâr/ ‘muhafazakârlılar’!) ne kadar samimi olabilir bakalım, kimdir bütün bunları ona yaptıran, hangi emperyal güç, AB ve ABD neoliberal saldırganlığının hangi öncü gücüdür onu fiştekleyen, diye, çakmalarla, nereye kadar?

E, hadi diyelim, sınıf çelişkisini ortadan kaldırıp (‘burjuva demokratik aldatmacalar’ı da aşaraktan) gerçekleştirilecek bir sosyalist devrimdir muradımız. Hadi, diyelim, bu kabil lafazanlıkların hikmetini sorgulamaya değer mebzul miktarda tecrübeyi de bir yana koyduk. Peki, gözünüzdeki eskimiş toplumun sonunu getirecek olan şey, son kertedeki müessiriyeti ile meşhur araçlar üzerinden müdahil olmayı beklemek midir hayata, yoksa, onun kendi iç çelişkilerini her kertede okunur kılmaktan yana katkı sunmak mı? Engels’in 1847’deki şu vurgusu dikkate değmez mi: “Devrimler, ne niyetlenerek, ne de keyfi olarak yapılmıştır; tek tek parti ve sınıfların istemesinden ve kılavuzluğundan tümüyle bağımsız koşulların zorunlu sonucu olarak gerçekleşmiştir”. Ya da, ‘adalet’ ve ‘vicdan’ın ihlal edildiği her durumda ayrımsız siyasi duyarlılığını öne çıkaramamış sosyalist solun, ulvileştirdiği sınıfsal duyarlıklı adalet arayışında yanında kimsecikleri bulamaması, neoliberal ‘otoriter kapitalizm’in bir oyunu mudur, acaba? Marx ve Engels’in Alman İdeolojisi’ndeki (1846) vurguları da aynı kapıya çıkmaz mı: “Gerek bu komünist bilincin kitlesel çapta üretimi, gerekse davanın kendisinin başarıya ulaşması için, insanın kitlesel çapta değiştirilmesi gerekir” –gündelik hayatın içinden ve değiştirme çabası ile değişerek yürümek değilse, ne?   

Bilhassa da, ‘şiddet’ ve ‘totalitarizm’ üzerine çalışmış olan Hannah Arendt, özgürlük alanını açan şeyin, siyasi söz alma kararlılığına dayalı ‘edimsellik’ olduğunu söyler. Böylesi bir edimsellikle kamusallaştırılmamış hayat alanındaki boşluk, ‘şiddet’ tarafından doldurulur. Arendt’in, Şiddet Üzerine çalışmasında, dikkati özellikle çeken, ‘iktidar’ ile ‘şiddet’ arasında kurduğu ilintidir. “İktidardaki her gerilemenin şiddete açık bir davetiye olduğunu biliyoruz ya da bilmeliyiz. Hükümetler olsun, yönetilenler olsun, iktidarı elinde tutup da ellerinden kaymakta olduğunu hisseden herkes, kaybettiklerinin yerine şiddeti koymanın cazibesine direnmekte zorlanmıştır,” diyerek sonlandıracaktır, kitabını.

Ben Arendt’in vurgusunu, ‘sosyalist sol’umuz açısından şöyle okumaktayım: Hayatın gündelik gelişmelerine duyarsız, onlardan yana nasıl söz alacağını ve insan elini tutup insan içine nasıl çıkacağını bilemeyen, en temel insani meselelerde dahi duygudaşlık kurmak ve halden anlamaktan yoksun, adalet-eşitlik kaygılarını içinde yoğrulacağı bir tür yaşama hassasiyeti değil, sınıf siyasetinin ‘işlevsel’ taşıyıcıları olarak gören sol, esasında, hayat karşısında ‘iktidarsız’dır. Hayatı, gündelik olanın içinden yürüyerek yaşamaya ve kurmaya muktedir olamadığı için, şiddetli ve şeddeli müdahalelerle ele geçirilecek bir iktidarla bozmuştur aklını. Hayat, yanından akıp gitmekte, o hariçten gazele durmakta, kimsecikler de dönüp bakmamaktadır ona. Yalnızdır ve yalnızlaşmanın çürütücülüğü ile maluldür. İşte o zaman, gelsin, ‘yesinler birbirini’ tırnak sürtme ritüeli, ‘hıh, AKP mi yapacak!’ müstehziliği, ‘kim bilmez arkasında ABD’nin olduğunu –höh!’ yollu, iktidarsızlığın yansıtmalı örnekleri, vs.

İşte bütün bunlar, Arendt’in, muktedir olamama ile şiddet arasında kurduğu sarmal ilişkiyi ve o marazlı hâlin uzandığı ‘hınçlı’ dili hatırlatmaktadır bana -ne yazık ki…

Reklamlar


No Responses Yet to “Sosyalist Solun ‘Sahicilik ve İnandırıcılık’ Sorunu”

  1. Yorum Yapın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: