Çocuğa Kıyanın, Vardır Kendiyle Arasında Bir Kıymık

23Eki09

 

 

 

 

23 Eylül 2009 tarihli Taraf gazetesinde (’AKP, Kürtler ve Empati Üzerine’ başlığı ile) yayımlanmıştır.

 

 

 

 

AKP Hükümeti 2002’de iktidara geldi. AB’ye adaylık sürecinde alışılmadık bir dil kullandı, demokratikleşme doğrultusunda bazı değişim/ düzeltim taleplerinin sahiplenicisi oldu. Evet, AKP, Cumhuriyet’in ‘kurucu ideolojisi’ ile ittifak hâlinde semiregelmiş, emek karşıtı, asker ve gerektiğinde darbe yanlısı, ilericiliği söz konusu ideolojinin ‘laiklik’ anlayışı ile sınırlı ‘merkez sermaye hareketi’nin dışında, küresel iktisadi gelişmelerin de açtığı imkânlardan yararlanmak suretiyle sıçrama sağlamış, merkez-dışı/ taşra sermaye birikimine yaslanıyordu. Bu yeni sermaye hareketi ve onun siyasi kitle tabanı, doğallıkla ve elbet, ‘inançsal’ kimlikleri ile de kabul görmek istiyordu.

AKP kitle tabanında yer alanlar (uluorta göbek kaşıyan soyundan geldikleri iddia edilse de) mis gibi Türk, Müslüman, Sünni ve Hanefi olup, üstelik, aynen yukarıdaki abileri gibi 12 Eylül faşizmi ile katmerlendirilmiş ‘devletçi-milliyetçi-askerci’ tedrisattan geçip ‘iyi vatandaş’ ehliyeti kazanmışlarsa da çetrefilli bir durumları vardı yine de: Bir yanda, mensupları ile birlikte yükselen bir sınıf hareketi ve kültürel-inançsal kimlikleri ile hayat ve siyaset sahnesinde kabul görmek isteyen bir kitle tabanı, öte yanda da, ‘gerçek’ iktidarı ona koklatmak istemeyen (kudret ve iktidarını askerden devşiren, asker-bürokrasi-merkez sermaye oligarşisinden mürekkep) kadim ittifak! Aslında, ‘altı çizili bir kimlik olarak Müslümanlık’ diyebileceğimiz şeyi bir yana korsak, katılımcıları aynı kültürel/ ideolojik vasatta büyümüş, temel hasletleri ortak ve özünde sermaye hareketi olan iki gücün çatışmasından kaynaklanmaktaydı gerginlik.

Nihayetinde, aynı sopanın (devlet-asker sopasının) ucundan tutmakta beis görmeyen, lakin, kendi sıçrayışına zemin hazırlayan küresel ahvalin ‘siyasi-hukuksal’ ölçülerini ihmali de mümkün olmayan bir ‘Adalet ve Kalkınma Partisi’ çaresizliği idi, yaşanan. Yani, hem kalkınacaksın, hem de onun, ‘burjuva-demokratik’ ölçüleri içinde hukuksallığını temin edeceksin. Anılan maya ortaklığı ve içinde bulunulan ‘ahval ve şerait’ dahilinde, zor iş!

Şimdi; bu ahval ve şerait içinde, ‘Kürt Açılımı’ da zor iş. Evet, olabildiğince gücümüzü demokrasi ve özgürlüklerden yana koymalı, meseleyi omuzlayana (‘sol’ olarak meseleye baş koyamadığımıza göre!) omuz vermeliyiz. Ancak, omuzlayanın etini budunu, hangi ‘insan’ vasatında ‘Açılım’a yol açmaya çalıştığını serinkanlılıkla değerlendirmez, sürece, gereken katkıyla birlikte uygun gözetimi sağlamazsak, ‘açılım’ denen şey, bildik ‘Milli Birlik’ kıyılarından fazla açılamadan (üstelik, bundan sonraki işlerimizi daha da zorlaştıracak şekilde) onur ve hayal kırıcı bir noktada yelkenlerini söndürebilir.

Peşrevi takiben şuraya geleceğim; biliyorsunuz, andığım akış ve çalkalanış içinde, ‘teröre karşı devletin elini zayıflatıyorsunuz,’ diye mızıldayan muhalefetin de azdırıcılığı ile AKP, 2006’da TMK’de yaptığı değişikliklerle, hem başka yerlerde anılan suçları terör suçu kapsamına alarak ‘terör suçları’ alanını genişletti, hem de, terör suçu olarak yeniden kurguladığı suçların cezasını katmerlendirdi. Böylelikle, ‘örgüt içerisinde herhangi bir hiyerarşik yapıya dahil olmasa dahi örgüt adına eylem yapan kişi örgüt üyesi gibi cezalandırılabilir’in verdiği gönül ferahlığı ile ‘silahlı bir eyleme ya da şiddete bulaşma’ koşulu aranmaksızın (suçla cezanın arasındaki denge de umursanmaksızın), bir ‘siyasi suçlu’nun ömür boyu dahi hapse tıkılma; dahası, taraf olunan Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi görmezden gelinerek 15-18 yaş arasınaki ‘çocuklar’ın da (terör örgütü adına el terlettikleri için) aynı yasanın muhatabı olmaları ‘imkânı’ yaratıldı.

Ben, ‘Kürt Açılımı’nın geliştirilmeye çalışıldığı şu aşamada, ‘toplumsal/ tarihsel hakikat’in görünür kılınması ve tanınmasının önemi ve hakikatin mağdurlarının hâlinden anlama (‘empati’) çabasının kıymetine değinmek istiyorum. Zira, bu çaba ortaya konup kazanımları içselleştirilmeden, bazı ‘pratik’ açılımlar -diyelim- gerçekleştirilebilse bile toplumsal benliğimizdeki hasarları gidermede yeterli olmayacaktır. 

Ana akım kitle iletişim araçlarında başkaca vesilelerle de benzerlerine tanık olduğumuz tepkiler türünden tepkilerin, yukarıda andığım TMK değişikliklerinin kurguladığı bir ‘terör suçlusu çocuk’ olan 16 yaşındaki K. A.’nın (haber7.com’un Sabah’tan alıntıladığı) mektubuna yapılan yorumlara yansıyışına değinmek istiyorum, bir örnek olarak. 44 yıl ceza talebi ile yargılandığını, o durumda, 61’inde ancak ‘topluma kazandırılma’ şansının olduğunu, kendisi gibi çocukların bu ülkede terörist ilan edildiklerini ama Uğur Kaymaz, Enes Ata ve Abdullah Duran gibi çocukları öldürenin devletin silahlı güçleri olduğunu mektubunda anan K. A., “Öldürülen çocuklar mı, öldüren kurşunların sahipleri, dipçikleyenler mi terörist?” diye de soruyor. Haberleştirilen mektuba yapılan yorumlara bir bakalım.

Bir Türkçe öğretmeni, hakikat değil, hakikatin kim tarafından dillendirildiğinin önemli olduğundan hareketle herhalde, kül yutmayacağını, çok zeki öğrencilerin elinden geçtiğini, o mektubun bir (ki, o da terörist faaliyetleri zincirine eklenen baklalardan olmalı!) avukatlık marifeti olduğunu tespit ediyor; bir başkası, ‘bu memlekette rahat duran kimsenin hapse konmadığını’, mektupta yapılanın bir tür timsahlık olduğunu vurguluyor; bir başkası, ‘sen hapisane görmemişsin, bir bezdirirler ki adamı feleğini şaşırırsın’ diye hatılatıyor; bir başkası, ‘sen bu incileri yumurtlayacağına devletine taş atmamayı öğrenmiş olsan daha iyi ederdin’, diye durum tespiti yapıyor; bir başkası, ‘dağda askeri vurdurtup mektupla duygu sömürüsü yapmaya hakkı olmadığını, 44’ün az, 444 yıl ceza verilmesi gerektiğini’ öfke ile dile getiriyor; bir başkası, ‘devletine taş atan ve bayrak parçalayana devletin nasıl olup da yemek verdiğine şaştığını’ alaylı bir şekilde dile getirmeyi seçiyor; bir başkası, Türk halkının yıllarca Kürtlerden yaka silktiğini, Kürt halkının, ‘Kürt Sait’ ve torunlarının yapıp ettiklerinden sonra nefes almasının bile münasebetsizlik olduğunu söylüyor; bir başkası, PKK ve Kürtlerin ‘Büyük İsrail’ projesinin bir parçası olduğu komplosunu işlemeyi seçiyor; bir başkası, mektup karşısında yüreği sızlayacakların olabileceğini düşünerek, oranın beş yıldızlı otel değil mapusane olduğunu hatırlatma gereği duyuyor; bir başkası, içeri konan bu kabil insanların hiç çıkarılmamasını, dışarıdaki yakınlarının da sürülmesini öneriyor, vs., vs.

Şunlar da seçme terkipler: “kimse devletten büyük değil/ Cumhurbaşkanı dahi olabiliyorsunuz/ bizim çocuklarımız niye polise, askere taş atmıyor?/ Kürt diye af mı edelim, yasa önünde herkes eşittir, her şeyin bir bedeli vardır, gerekirse idamları da mübahtır/ Türkçenin yanında bir başka dil resmileşirse babam gibi sevdiğim başbakanı da affetmem/ devlet uyan, vergilerimizle bu adileri besleyeceğine sallandır gitsin/ adam olmayı öğren, eşek kadar çocuksun!/ tarafını belli et, Marksist-Leninist-ateist-Allah, Peygamber, Kur’an, devlet, millet düşmanı PKK’nın mı yanındasın, yoksa, dil-ırk ayrımı gözetmeyen dindar milletinin ve Türkiye Cumhuriyeti devletinin mi -ona göre biz de tavrımızı belirleyelim, inancımızı suistimal etmeyin/…”

Yanıtların aslında her biri ele alınmalı, ‘ruhsal/ dinamik’ örüntülerinin nereye uzandığı irdelenmeli. Çok sadistçe, sopa sahiplerinin sopasını okşamaya (çocuk sallandırmaya hatta!) dünden hazır olma ruh hâlini bir yana koyalım, çok genel anlamında ‘halden anlama/ empati kurma’ eğiliminde olmayanlar, olanlar ve iki arada bir derede kalanlar olarak başlıkları tanımladığımızda (ve ilgisiz ‘9’ yanıtı dışarıda bıraktığımızda), toplam 108 yanıtın, 91’inin değişik düzeylerde empati yoksunu, 12’sinin empatik yaklaşımlı (tümünün de Kürt olduğu izlenimini alıyorum), 5’inin ise ne öyle, ne öyle olduğu sonucuna varıyorum. Sırasıyla, oranlarsak; %84.26, %11.11 ve %4.63. Korkunç bir sonuç!

 

‘Evet; empati, hemen şimdi!’ diyemiyoruz, sorun, ‘yapısal’ bir sorun zira. Benliğimize işleyişi gibi onarımı da uygun koşullarda yaşanacak bir süreci gereksiniyor.

Reklamlar


No Responses Yet to “Çocuğa Kıyanın, Vardır Kendiyle Arasında Bir Kıymık”

  1. Yorum Yapın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: