Hiper ‘Marksist’ Siyasi Duruş

18Ağu08

 

 

 

 

Önceki bir yazımda, Sayın Sungur Savran’ın, AKP’nin sınıfsal konumunu tahlil, tespit ve AKP gerçekliğini okuma bağlamında genelde ‘sol liberal’ aydınların (özel olarak da, Radikal ve Radikal İki’deki mensuplarının) aymazlığını ele alışındaki söylemsel ‘eril iktidar’ yansımasına değinmiş ve bunu, -hiperleşen her şey gibi- ‘ziyade’ titizlikle sahiplenildiğinde Marksist tezin de anti-tezine dönüşme yatkınlığı ile ilişkilendirmiştim.

 

Şimdi de, aynı duyarlıkla, Savran’ın Radikal İki yazılarındaki (ve Mesele dergisiyle söyleşisindeki) tahlil, tespit ve önermelerini toparlamaya çalışalım -kuşkusuz, ismine yönelik duyarlıkla değil, ‘hiper(leştirilmiş) Marksizm’ üzerinden kurgulanan teori/pratiği resmetmemize elverişli temsili bir örnek olduğu için. Şunları vurguluyor Savran:

 

 

AKP, AB, ‘merkez-çevre’/ ‘kadim devlet-ahali’ geriliminden bize ne?

 

. Sol liberal çevre ve yazarları, hem AKP’yi, iktidara geldiği 2002 ve Türkiye’nin AB’ye üye adayı kabul edildiği 2004’ten itibaren 12 Eylül sürecini ve halktan kopuk siyaset anlayışını aşmaya elverecek yatkınlıkta bir parti olarak, hem de, AKP’nin AB’ye katılım eğilimini ve (IMF’nin Avrupa’daki kod adı olan) AB’nin kendisini demokratikleşme sürecinin taşıyıcısı olarak tanımlamışlardır.

 

 . Halbuki; 1 Mayıs’ta Taksim Meydanı’na girmek isteyenleri biber gazı ile püskürten AKP, -kendisine vehmedilenlere karşın- Kopenhag ölçütleriyle alakası olmadığı gibi, ne kadar işçi sınıfı düşmanı 12 Eylülcü (İslamcı-gerici) bir burjuva partisi olduğunu da ortaya koymuş ve kendisine dönük sol liberal yatırımların içini boşaltıvererek, sözgelimi, ‘önemli olan AKP’ye önyargısız yaklaşmak, muhafazakâr-liberal sentezle yapıcı ama eleştirel bir ilişkiye girmek ve demokratik bir tartışma ortamı yaratmaktır’(Ahmet İnsel/ 2002) türü, sol liberalizmin (felsefi-teorik-siyasi zaaflı) doğasından kaçınılmaz olarak kaynaklanan hatalı tutumları da görünür kılmıştır.

 

. Söz konusu hatalı tutum, -yine, sol liberalizmin doğası ile uyumlu- Türkiye’deki temel toplumsal meseleyi ‘zorba merkez’-‘demokrat çevre’ çatışması olarak tanımlamasından kaynaklanmakta ve yine aynı liberal çevre, aynı nedenle, ülkeye demokrasinin gelmesi için dış dünyadaki gelişmelerden medet ummaktadır. Halbuki, anılan tanımlama içinde bel bağlanan AKP, -yukarıda zikredilmiş olan yapısı ile- sınıf sorununda olduğu kadar, Kürt sorunu ve emperyalizm karşısında da gericidir.

 

 

Üçüncü Cephe demokrasi mücadelesini nasıl verir?

 

. Sınıfsal duyarlık ve ısrarı ile Kürtleri, kadınların kurtuluşunu, Alevileri ve eşcinselleri de en tutarlı biçimde savunacak olan Marksist enternasyonalizm=‘Üçüncü Cehpe’dir (sol liberalizmle özdeş küreselcilik ve ulusalcıların dışındaki üçüncü yol). Üçüncü Cephe, Kürt sorununu, ‘ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı’nı esas alarak çözmeye taliptir ve o anlamda da devletin önyargılarını paylaşan sol liberalizmden ileridedir. Yine, ‘Türkiyelilik’ tavrından öteye geçemeyen sol liberalizmin karşısında ‘Anadolu ve Rumeli Cumhuriyeti’ni önerebilecek kadar ilericidir Üçüncü Cephe.

 

. Üçüncü Cephe, 28 Şubat darbe ve 27 Nisan muhtırasına şiddetle karşı çıkmış, AKP’ye açılmış kapatılma davasını da Batıcı-laik kampın gülünç bir girişimi olarak değerlendirmiştir. Ancak, darbeciliğe karşı çıkmak, AKP’nin yanında olmayı gerektirmez. Üçüncü Cephe, “işçi ve emekçilerin çıkarları açısından, demokrasinin, belirli mücadele mevzileri sağladığı ölçüde [vurgu benim] askeri diktatörlüğe ve faşizme karşı savunulması gerektiğini vurgular”. Yine Üçüncü Cephe, işçilerin, emekçilerin ve ezilenlerin özgürlüğe olduğu kadar ekmeğe de ihtiyacı olduğunun farkındadır.

 

 . Ergenekon meselesi vesilesiyle kontrgerillacılık ve darbecilik karşısında tarafsız kalmak ‘politik’ bir hatadır. Zira, Ergenekon, toplumun bütününün dikkatini üzerinde toplamış bir meseledir. Ancak, Marksistler ulusalcı avukatlarla uğraşırken sol liberallerin anılan mesele çerçevesinde soldaki en yaygın tavır olan ‘tarafsızlık’ taraftarlarıyla uğraşıyor olmaları da dikkati çekici olup -sol liberallerin- husumetlerinin, tarafsızlık taraftarlarının önemli bir bölümünün daha düne kadar sol liberalizm yanlısı olmalarından kaynaklandığı gerçeği de görmezden gelinmemelidir. Ayrıca, kontrgerilla buzdağının sadece görünen ucu olan Ergenekon’la, kendi kontrgerillasını oluşturmaya çalıştığı fark edilemeyen AKP (vurgu benim) ile ittifak kurarak baş etmeye çalışmak da beyhudedir. Buzdağının kendisiyle -tüm burjuva kamplarından bağımsız olarak- mücadele etmeye çalışan bir Üçüncü Cephe gerçeğini “gözlerden gizlemek [de] kimseye hizmet etme[yecektir]”.

 

 

Sol liberalizmin marifetleri hangi iltifata tabidir?

 

. Sol liberalizm, bir, ‘yenilgi ideolojisi’dir. (Yani, dünya ahvaline yenik düşen sol, çıkışı, liberalizmde bulmuştur.) Ve aynı liberalizm (hele de ‘neo’ yükselişinde), solun piyasaya yenik düşmesinin de ifadesidir. “Sol liberalizm, Türkiye burjuvazisinin belirli bir eğiliminin tam destekçisidir ve onun peşinden gider. Ulusalcılık da burjuvazinin başka bir ihtiyacını ifade eden bir eğilimin ardına takılır.”

 

. Sol liberalizm, AB’yi, Türkiye’yi adam edecek bir ‘dış güç kırbacı’ olarak kabul etmesi nedeniyle, yine kendi devrimini halka tepeden dayatan (yani, halkın dışından halka rağmen kendisini var eden) Kemalizmle kardeştir (ortak temellere sahiptir). Dahası, sınıfsal muhalefete itibar etmeme vasıfları ile ulusalcılıkla sol liberalizm de kardeştir.

 

. “Bütün dünya çapında solda liberalizmin bu kadar etkisinin bulunmasının, Marksist hareketin ciddi bir hatasıyla, kusuruyla ilgili olduğu kanaatindeyim. Eğer Marksizm kendi geçmişine, sosyalist inşa deneyimlerine bakıp ve ciddi bir şekilde tartışıp SSCB’nin, Doğu Avrupa’nın neden çöktüğünü (…) bilimsel bir biçimde ortaya koyamazsa bundan çıkacak sonuç şudur genç kuşaklar için: Demek ki Marksist program uygulandı, çürüdü ve çöktü.” Devamla: “bir dizi tarihsel koşul ve siyasal çelişkinin bizi buraya getirdiğini ortaya koymak gerekiyor” (doğrudan alıntılar söyleşiden). Aksi takdirde herkes kabahati Marksizmin kendisinde bulacak, liberalizm de soldaki tesirini sürdürecektir.

 

Her ne kadar, kendi eleştirel çağrısını kendi söyleminde kuran satır başları ise de bunlar, yine de, bir başka yazıda ele alınmalarında yarar var. Ancak, bitirmeden önce resmin altına şu notu düşmeliyim: “toplumların tarihi sınıf mücadelelerinin tarihidir” tezi ile hayata ‘müdahil’ olan Marksizm, ‘süper’dir. Lakin, aynı tez, hayatın tözselliği ve somut gerçekliğine duhulü imkânsızlaştırdıkça hiperleşir. Hiper, süperlik malulü süperin ‘sahte’ye kırılımıdır: “Bir köken ya da bir gerçeklikten yoksun gerçeğin modeller aracılığıyla türetilmesine hipergerçek yani simülasyon denilmektedir”. (1)

 

 

____________________________________

1. Simülakrlar ve Simülasyon/ Jean Baudrillard, çev. Oğuz Adanır, Doğu-Batı Y., 3. Basım, 2005, s. 14.

Reklamlar


No Responses Yet to “Hiper ‘Marksist’ Siyasi Duruş”

  1. Yorum Yapın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: